ÜÇLÜ FİLTRE TESTİ


"Bir gün bir tanıdığı büyük filozof Sokrates'e rastladı ve dedi ki; "Arkadaşınla ilgili ne duyduğumu biliyor musun?" "Bir dakika bekle" diye cevap verdi Sokrates. Bana bir şey söylemeden önce senin küçük bir testten geçmeni istiyorum. Buna 'Üçlü filtre testi' deniyor. "Üçlü Filtre?.." "Doğru" diye devam etti Sokrates. "Benimle arkadaşım hakkında konuşmaya başlamadan önce bir süre durup söyleyeceklerini filtre etmek, iyi bir fikir olabilir."

Birinci filtre: "Gerçek filtresi"

'İYİ BİR ŞEY Mİ?'

"Bana birazdan söyleyeceğin şeyin tam anlamıyla gerçek olduğundan emin misin?" "Hayır" dedi adam "Aslında bunu sadece duydum ve ..." "Tamam. Öyleyse, sen bunun gerçekten doğru olup olmadığını bilmiyorsun. Şimdi ikinci filtreyi deneyelim...

İyilik filtresini" dedi Sokrates...

"Arkadaşım hakkında bana söylemek üzere olduğun şey iyi bir şey mi?" "Hayır, tam tersi ..."

"Öyleyse" diye devam etti Sokrates, "Onun hakkında bana kötü bir şey söylemek istiyorsun ve bunun doğru olduğundan emin değilsin. Fakat yine de testi geçebilirsin, çünkü geriye bir filtre daha kaldı."

"İşe yararlılık filtresi"

TAVSİYE EDİLİR

"Bana arkadaşım hakkında söyleyeceğin şey benim işime yarar mı?" "Hayır, gerçekten yaramaz." "Eğer, bana söyleyeceğin şey doğru değilse, iyi değilse ve işe yarar, faydalı değilse bana niye söyleyesin ki?" diye yanıtladı Sokrates. Bu, Sokrates'in iyi bir filozof olmasının ve büyük itibar, saygı görmesinin sebebiydi…

Toplumda herkes bu üçlü filtreyi kullansa hayat daha çekilir ve güzel olmaz mı?

 

Yorum (7) Yorum yaz!

YAŞAMIN İÇİNDEN


Zengin bir adam mercedes arabası ile şehirdeki dar bir yoldan geçiyordu. Birden, yoluna aniden fırlayarak elindeki taşı arabasına atan bir çocuk gördü.Kapısına çarpan taşın sesi ile ani fren yapınca, arabası kaldırım taşına çarparak durabildi.

Adam öfke ile arabadan fırlayıp, taş atan çocuğu kolundan tutarak sarsmaya ve "Sen ne yapıyorsun serseri, bak arabamı ne hale getirdin" diyerek bağırmaya başladı. Üzgün ve suçlu tavır içindeki çocuk "Amca lütfen kızma, sizden önce geçen arabalara durmaları için işaret ettim, arabaların hiç biri durmayınca, sizin arabaya taş attım" dedi.

Tekerlekli özürlü arabasını ve o arabadan düşerek yerde yatan birisini göstererek "Ağabeyim yürüyemiyor, onu tekerlekli arabası ile gezdirirken,kayıp devrildi. Ağabeyim yere düştü, kaldırmaya gücüm yetmedi, gelen geçen kimse de yok, siz onu yerden kaldırıp tekerlekli arabasına tekrar oturtmama yardım edermisiniz? " dedi..

Zengin adam, ne diyeceğini bilemeden, boğazındaki düğümden yutkunarak kurtulmaya çalışarak, yerde yatan çocuğun yanına gitti, onu kaldırıp tekerlekli arabasına oturttu ve cebinden temiz bir mendil çıkararak bacağındaki kanları sildi.
 
Küçük çocuk abisini tekerlekli arabasıyla alıp giderken, hiçbir şey söyleyemeden arkalarından bakakaldı.arabasına döndüğünde, çocuğun attığı taşın, arabasının kapısında bıraktığı oyuk şeklindeki DERİN İZİ gördü.

Ve zengin adam, bu derin tas izini hiçbir zaman tamir ettirmedi. 

Arabadaki bu taş izini su mesajı hiç unutmamak için sakladı:  Hiçbir zaman, yaşamın içinden, birilerinin seni durdurmak ve dikkatini çekmek için TAŞ  ATMAYA mecbur kalacağı kadar HIZLI geçme. 
 
 
Yeğenim Yusuf Ege

Yorum (7) Yorum yaz!

YAŞAMA SEVİNCİ

Dostoyevski'nin hayatini degistiren olay

 
Dostoyevski'nin hayatini degistiren olay neydi biliyor musunuz?DOST
Kendi idam sahnesi...
Çar'in baski döneminde, arkadaslariyla bir sohbet grubu kurmustu.Yakalandi. 28 yasinda idam istegiyle yargilandi. Mahkemenin sonucunu bekledigi gece hücresinden alindi. Ölüm karari yüzüne karsi okundu.Papaz günah çikarttirdi. Gözleri kapali olarak bir direge baglanip,müfreze karsisina geçirildi. "Ates" emrini beklerken gerçek kararbildirildi kendisine...
Aslinda mahkeme 8 yil hapis vermis, Çar bunu 4 yila indirmisti;ama ona ders olsun diye böyle bir gösteri planlanmisti.
Böylece "ölüm"le tanisti; oysa bu sefil oyunda asil kesfettigi sey,"yasam"di.
Stefan Zweig'a göre 4 yil sonra yarali parmaklarindan zincirleri çikardiklari zaman sagligi bozulmus, söhreti uçup gitmisti, ama kirik dökük bedeninden her zamankinden daha parlak fiskiran tek bir sey vardi:
Yasama sevinci...

Durumu en iyi anlatan cümle Nietzsche'nindir:
"Hayati kaybetmenin kiyisina yaklasanlar, onu daha iyi tanirlar".
 
 

 

Yorum (8) Yorum yaz!

CESARETİN BİTTİĞİ YERDE ESARET BAŞLAR

- CESARETİN BİTTİĞİ YERDE ESARET BAŞLAR.....

  Bir Hint masalina göre, kedi korkusundan devamli endise içinde yasayan bir fare vardir.
  Büyücünün biri fareye acir ve onu bir kediye dönüstürür.
Fare, kedi olmaktan son derece mutlu olacagi yerde bu kez de köpekten korkmaya baslar.
Büyücü bu kez onu bir kaplana dönüstürür.
Kaplan olan fare, sevinecegi yerde avcidan korkmaya baslar.
Büyücü bakar ki, ne yaparsa yapsin farenin korkusunu yenmeye imkan yok. Onu eski haline döndürür.

Ve der ki,

"Sen cesaretsiz ve korkak birisin. Sende sadece bir farenin yüregi var. O yüzden ben sana yardim edemem."



Ünlü yazar Shakespeare, bu konuda söyle diyor :

"insanlarin çogu kaybetmekten korktugu için sevmekten korkuyor..
Düsünmekten korkuyor, sorumluluk getirecegi için.
Konusmaktan korkuyor, elestirilmekten korkttugu için.
Yaslanmaktan korkuyor, gençligin kiymetini bilmedigi için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir sey vermedigi için.
Ve ölmekten korkuyor, aslinda yasamayi bilmedigi için."

Yorum (3) Yorum yaz!

HER MERHABA BİR HOŞÇAKAL BARINDIRIR

 

Bahar gelince önceleri ne kadar da kolayca bırakırdık kendimizi iklime. İçimizin her daim üşüme korkusu bizi iklimsiz bıraktı. Yüreğimizin kıpırtılarına bizi sağırlaştırdı. Baharı artık göçmen kuşların döndüğü, çiçeklerin açtığı, yani hayat bilgisi kitabındaki mevsimler anlatımında olduğu gibi yaşar ve algılar olduk. Ağırdır, bir merhabayla gelen aşkı, arkadaşlığı, dostluğu ve heyecanı, hesapsızca bir duygu sağanağıyla yaşamanın bedeli. Ağırlık yapan, katlanılması zor olan “merhaba” ya gösterilen özen ve samimiyetin, “hoşça kal” dan sakınılmasıdır.

Birisine merhaba demek için özen gösteriyorsun, seçiyorsun, seviyorsun, hoşlanıyorsun ve merhaba diyorsun. Ve onun hayatına girmenin bir yoludur bu, kolayca onun hayatına giriyorsun. “Merhaba” demek bu kadar kolayken, neden “hoşça kal” demek bu kadar zor. Merhaba demek, tüm ilişkilerde bu kadar kolay ve insancaysa, neden hoşça kal demek , bir daha hiç açmamacasına kapıyı kapatmak, bu kadar zor. Oysa her “merhaba” içinde bir “hoşça kal” barındırır. Eğer her merhabanın içinde bir hoşça kal bulunduğunu bilmiyorsan, hiç kimseye merhaba dememelisin.


Yorum (5) Yorum yaz!